13 02 2007

HAYLAZ KABİLE AK SAKALLI DEDE'YE NE CEVAP VERDİ?

sevgili arkadaşımız, 12 maymun kabilesinin reisi,
robert de niro aracılığı ile elimize
(kulağımıza)ulaşan, haylaz kabile koordinasyonu'nun
sozlerini size duyuruyoruz.
..........


Sevgili cikler...

psikolocikler...

sevgili psikolocik...

...gerçek ses nedir bilir misin? gerçek sesinle
konuşabilir misin? gönlünle dilin arasına girenin
sadece 'ilksel ebeveyn imagoları' olmadığını
söyleyebilir misin?

sizler ki, denizde kum, karada karıncalar kadar
çoksunuz ve de sizler ki en iyi psikoloci üretme
çiftliklerinde yetiştirilip, cok kafa yorup ve epey
ter dokup nice ünvanlar aldiniz. takdire şayan
gayretinizin tabii ki öpülesi yerleri vardır ve de en
kısa zamanda öpülecektir. sizler ki...sizler
ki....sizler kii....sizleeerrrr
kiiii......zzztttttz....houurrpppppp ....psssiissssss

birden bire gözümüz açildi ve kabustan uyandık!
rüyamızda ak sakallı bir dede, ki kendisi hulusi
kentmen tadındadir, bizlere daha önce bant kayıt
haline getirdigi bu konuşmayi dinletiyordu.

dedik ki: ey ak sakalli pir! bu kadar yabancılaşma
ayıp olmuyor mu? hani bant kayıt kullanacak kadar!

dedi ki hulusi: bugüne kadar soyledik de ne oldu? çal
gitsin !, bizde bağladık otomatiğe ve daldık dünyayı
seyre...

dedik ki: makara adammışsın hakkaten!

dedi ki hulusi: hele bir de adile ile görecektiniz
beni...ahh ahhhh...özlüyorum insanları, gidenleri,
yitenleri, unutanları..

dedik ki: bir pisikolocik tamirciye git istersen,
sakalına ak duşmuş netekim, belkim ayıklarlar
kenelerini.

dedi ki hulusi: ama ben rüyalarda tecrit olmuş
durumdayım. bilmezsin ki rüyalar ne kadar büyük
tecrittir. çoğunluk seni görmez, göremez ya da görmek
istemez. Görse korkar anlatmaz, ona dediklerimizi
ciddiye almaz, sadece kötü bir rüyaydi der ve tostunu
dişlemeye devam eder. kendilerini gerçek beni hayal
addederler.

dedik ki: mümkünse çift kaşarlı olsun.

dedi ki hulusi: benim soyadım kentmen, ama bu tecritte
boynuma geçirilen şey ''kement''. nasıl diyeyim bir
nevi 'pisikolocik rendeleme'...Bende boş vakitlerimde,
delirmeyeyim diye evirmece oynuyorum burada kendi
ismimle, kalan tek varlığımla. Kent, men, mengen, kem,
et, ent, kene ......

dedik ki: hulusi abi yok mu bir arkadaşın , bir
aksakallı dede daha, ne bileyim guzel rüya hatunlari
falan?

dedi ki: seni haylaz seni, hakkaten dedikleri kadar
varmışsın eşek sıpası! ama yok burada! özellikle
duymak, dinlemek istemeyenler dışında hiç bir şey yok.
sadece nurani ve ruhani bir beyazlık var ve bu beni
çok yoruyor. kimseyle görüşemiyorum. bazen hatırlayan
olursa dünyada filmlerim oynuyor, öyle bakıp
gidiyorlar işte..

dedik ki: tostun yanına ayran var mı, şöyle susurluk
ayranı gibi?

dedi ki hulusi: ey oğul, hele soyle bakalım zanneder
misin ki burada ne düzgün yemek, ne okuyacak bir
playboy dergisi, ne de oynayacak tamogachi var! Dalga
mı geçiyorsun bre zındık!

dedik ki: gülşen bubikoglu da güzel kızmış hani
gençliğinde..var mı sende telefonu?

dedi ki hulusi: bu tecritte gülsen ne olur gülmesen ne
olur, kahkahanı duyan olmazsa, kahkahan olmuş neye
yarar. Burası çok beyaz, bunalıyorum, ses yok, arkadas
yok, kitap yok, tv yok, sesin anlayacagın yok yok..

zzzzzzzz......hooorrrpppppssssss.......buffffffffuuuuuffff.....zzzzziiiiiizzzzzzttttt.....pirt!
(pardon)

birden uyandik, oh dedik, hepsi rüya içinde rüyaymış.

meğer düş elçisi 'sandman' ve onun kara kargası 'matthew'
bize yılbaşı hediyesi olarak gecikmeli ve iadeli
taahhütlü bir kabus göndermişler..
...

bizler de, en az sizler kadar umursamıyoruz bu hulusi
kentmen insanını.... niye? paramiz bitince borç mu
veriyor? bize iki kuruş kazandırmış mı? ondan bir
nasibimiz olmuş mu? bizim onu tanıdığımız kadar, o da
bizi tanıyor mu?


hem, ne malum biz rüyadan çıktıktan sonra, yani
ayıldığımızda, rüya aleminde kalan hulusi'nin
kalaylanmış kaplarda antep sarması yemediğini, üzerine
kaymaklı ayva tatlısını gövdeye indirmediğini ve belki
guzel hurilerle chat yapmadığını? şişme bebeğe sahip
olmadığını? uyurken gazını kaçırmadığını? o gazın
anestetik etkisi ile bizim bu kabusları görmediğimizi?

belkide 'aydın'landıgını söyleyen insanlar gorüyordur
sadece onu? peki nereden bileceğiz onların
'aydın'landığını, kaç watt 'aydın'latabildiğini, pilli
mi akülü mü olduğunu? var mi kanıtınız? ... yok...peki
kanıtınız olsa haylaz kabileyi ilgilendirir mi?
...gene yok...

haylaz kabile koordinasyonu olarak yeni keyfimiz
paraşütle dünyayi dolaşmak...dikkat edin paraşütle!

tamam... biraz salakça görünse de, sonumuz yere
çakılmak olsa da ve bu gezi en fazla 20 saniye sürecek
olsa da, değil mi ki, hayat sıcak yataktan çıkmayı
başarabilmektir, o vakit ver elini guantanamo! Hic
olmazsa, düştüğümüz yerde cürmümüz kadar yer yakma
ihtimalimiz var..


duydunuz mu guantanamoda  insanlar tecrit
altındaymış..


birden sekans değişir: sevgili bakıcınız, haylaz
kabileniz, elinde biberonu ile yetişip sizi bu
gerilimlerden kurtarır, biberonu ağzınıza tıkıp, bir
yandan sırtınızı sıvazlarken öte yandan ninnisini
söylemeye başlar:

dandini dandini dastaannnaaaa danalar girmiş
tecriteee.....eeeeee.....eeeee....eeeee...e....zzzziiiiiizzzzzzzzzz


haylaz kabile koordinasyonu adina

analyse this insani: robert de niro
tekirdag / 2007

''ormanda kabile 5 aslan gücündedir'' derler.

35
0
0
Yorum Yaz