04 03 2010

HAYLAZ KABİLE GUANTANAMO’DA NASIL TUTSAK DÜŞTÜ

Sevgili psikolocikler

 

Bir görünüp bir kaybolan, kendi gitse de sedası kalan, ama hep oralarda bir yerlerde baki olan hoş kubbeniz, kutup yıldızınız, küçük meyve marmeladınız, Hindistan’ın uhrevi atmosferinden taze esintiler taşıyan mantı tencereniz, mantığınızı zil niyetine calip kaçan yaramaz çocuğunuz, Haylaz Kabile’niz sonunda sizler için güç bela da olsa bir ses vermekten dolayı memnuniyetini mırıldanırken, büyüklerinin ellerinden küçüklerinin ayaklarından öpmeyi her zaman ki gibi bir görev telakki eder.

 

Bir suredir ortalıkta görünmeyen Haylaz Kabile için kimi müptela okurların serzenişlerini, kimi fesat ve bölücü unsurların da dedikodularını duymadık değil. Haylaz Kabile’ye gönderilen mailler şu anlamlı sorularla dolu idi:

 

1) Haylaz Kabile geri gelmeyecekse, evdeki koltuk takimini almam mümkün mü?

 

2) Simdi yarım kalan ruhsal aydınlanmamı kaç wattlık ampulle tamamlamamı önerirsiniz?

 

3) Haylaz Kabile, bodrum gecelerinde büyük aşklara yelken acıyormuş doğru mu?

 

4) Haylaz Kabile, uzay gemisi, Sunyata’nın vergi borçlarını ödeyemediği için yurt dışına kaçmış doğru mu?

 

Efendim, birbirinden parlak bu soruları, şimdilik yıldızlara arkadaşlık etsinler diye gökyüzüne monte ettikten sonra sunu söylemek isterim, bu asylum kaçkını, bu şizofrenik borazan, nükleer denizaltı kılığında dolasan paranoid mike hammer, bu çözülmüş kişilikli ork müsveddesi nice badireler atlattıktan sonra yine aramıza donmuştur. Bu nedenle lütfen nöronlarınızın ayarı ile oynamayınız. Haylaz Kabile yazıp 3333 e kısa mesaj gönderirseniz. .zzz..zzz…z.zzzz.

 

Psikolocik varoluşunuzu, en azından fiziksel boyutta teminat altında tutmak için, tuhaf bir zamansızlık ve mekânsızlıkta ve evrenin her turlu hiperuzayında, sizleri cylon’lulara karsı savaşarak korumaya and içmiş bu nevada rangeriniz, bir durabilse sadede gelecek aslında.

 

Yoktuk. Yoktuk, çünkü biz hiç olmamıştık. Varlığımız katre olan evrenlerde nokta bile değildi. Biz ki eğer savaş yapılacaksa hiç olmazsa kahkaha bombaları, gülme gazi ile yapılsın diyen, naif kuşağın soytarısı idik.

 

Her neyse, Haylaz Kabile, dünya uluslarını özgürlük adına kucaklayan ve ayı yavrusunu severken oldürürmüş misali bir hassasiyet gösteren güzide ülke Amerika’nın bazı uygulamalarını yerinde izlemek için gizlice Guantanamo Üssü’ne süzüldü. Ama bu sırada bazı talihsiz rastlantılar sonucu yakalandı. 

Hayır, anlamadığımız, orası Küba toprakları, ‘güneş yağı sürüp gezeriz, marsık gibi yanarız’ dememizin nesi yanlıştı? Neyse biz plaj hasırımız ve karpuzumuzla ortalıkta gezerken, Amerikan mp’ler bize burasının, işgal altındaki, hukuksuz Küba toprağı olduğunu söyledikleri an, dumurdan dumura pupa yelken harekete geçmişti, kafamızın içinde son demlerini yaşayan üç beş nöron kırıntısı.

 

Ve orada yaşadıklarımız bizi çok müteessir etti, hassaten duygulandık. 

Zira orada ağzından kan damlayan vahşi teröristlerin gözlerine güneş değip yakmasın diye gözleri kapatılmıştı.

Sesler kulaklarına zarar vermesin diye kulakları da tıkanmıştı.

Elleri kirlenmesin diye eldiven giydirilmiş, koku burunlarını rahatsız etmesin diye burun delikleri örtülmüştü.

Ve dedik ki, bu Amerikan hükümeti ne kadar da muro yürekli. Ne kadar da insan sevgisi ile dolular. Geceleri hücreler hep isIkli, her daim bangır müzik yayını, vay be dedik ne ambiyans yaratmışlar. Vahşi terörist mahkûmları bir nevi yürüyen duyarsızlaştırma tankına çevirmişler, onları diş etkenlerden korumak adına. Simdi onlar nefis birer bitki olarak boy atmakla meşguller.

 

Ama bizi asil sevindiren, tüm bunların psikoloci ilmi ışığında yapılması, ustan psikolociklerin bu konudaki engin görüşlerinden faydalanılması idi. Travma/etik derken, travma tik şeyler yaşanmasın diye, travma yaratıcılarının paralı köpekleri pardon, ilim adamları hazır kıta görev basına koşmuşlar.

 

Duyduk ki bu konuda sicili biraz da şaibeli olan bir baksa psikoloci üstadı, dr. Stephen Behnke, psikolociklerin lokaline gelip okey oynamak istiyormuş. Hem de etik komisyon üyeleri ile. Biz de diyoruz ki, tas çaldığı rivayet edilen bu adamla oyun oynarken dikkatli olun, yoksa oraletleri siz ödeyebilirsiniz. Zihin değirmencisi Serdar paşa bizleri bu konuda ilk uyaran olup, iyice tembihledi. Demedi, demeyin sonra.

 

Bu kişim için söylenecek tek şey var ki, Chesterton’un tuhaf polisiye karakteri, Peder Brown gayet güzel dillendirmiş: Suçlu yaratıcıdır ama dedektif ise basit bir eleştiri uzmanı.

 

Nitekim unutmayalım ki, nazi almanyası’nin ilk kurbanları akil hastaları idi ve bunların temizlenmesinde bas rol kaka adam, Adolf Hitler’e ait değildi, ruh sağlığı çalışanlarına aitti. Sovyetler Birliği’nde, Serbsky Enstitüsü’nde rejim muhaliflerini ilaçlarla düzleyenler yine ruh sağlığı çalışanları idi.

 

Haylaz Kabile, manevi kardeşi olan Subcomandante İnsurgente Marcos ile bu konuyu ele tartıştığında, EZLN delegesi dedi ki: ‘siz türkiye’li psikolociklere bir öykü anlatacağım, kıssadan hisse size aittir.’

 

Piposunu yaktı, maskesinin ardından deruni bir bakış atıp dedi ki:

 

İspanya’da Eta örgütü, sözde davaları için gazetecileri öldürdüğünde biz insanlık adına buna karsı çıktık. eta bundan çok rahatsız olduğu ve bize olur olmaz şeyler söyledi. Biz de dedik ki: ''neyi nasıl yapacağımızı neden size sorabileceğimizi de anlamış değiliz. bize ne göstereceksiniz ki, dava hakkında kötü konuşan gazetecileri öldürmeyi mi? dava adına çocukların öldürülmesini hakli göstermeyi mi? desteğinizi de dayanışmanızı da istemiyoruz' '

Dedik ki: aman be Marcos, aman yine bayılttın bizi. Yeter bu kadar politika. Aksam şeytan kale maç var gelecek misin?

 

Bu arada eleştirici psikolocikler de, bir toplantı yapıp, ''ayıp böyle şeyler yapmayın, esas şunları bunları yapın'' demişler iki gün boyunca.

 onlara da aferin diyor ve Meksika tortillası ile kuru fasulye ikram ediyoruz.

 

tanganika golü seksiyonu /2008

largo kadron collider gözlemcisi, kabile üyeleri adına





 

31
0
0
Yorum Yaz